BURS

BURS

31 Mart 2012 Cumartesi

Menzil Köyü

Menzil Köyü














Gavsi sani Abdulbaki hazretleri Menzil Sultan

Gavsi sani Abdulbaki hazretleri Menzil Sultanım



Gavsi sani Abdulbaki hazretleri Menzil Sultanım



Adıyaman-Menzil-SoFi GÜZELSİN GÜZEL

Adıyaman-Menzil-SoFi 

MENZİL İLAHİLERİ

GÜZELSİN GÜZEL . . . 

Dhikr on Mawlid-i Nabi with Shaykh Fatih Noorullah - Halveti Uşşaki Şeyhi Fatih Nurullah Efendi

Dhikr on Mawlid-i Nabi with Shaykh Fatih Noorullah - Halveti Uşşaki Şeyhi Fatih Nurullah Efendi 

 

Dhikr on Mawlid-i Nabi with Shaykh Fatih Noorullah - Halveti Uşşaki Şeyhi Fatih Nurullah Efendi

30 Mart 2012 Cuma

110. YÜZ ONUNCU MEKTUP


 110. 

YÜZ ONUNCU MEKTUP

Hak teâlâ sizi, yüksek insanların istediği şeylerin sonuna kavuşdursun! İnsan, kulluk vazîfelerini yapmak için ve hep Hak teâlâ ile olmak için ya­ratıldı. Bunlara da, geçmişlerin ve geleceklerin efendisine "aleyhi mines- salevâti etemmühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ" zâhiri ve bâtını tâm uydur- madıkca, kavuşulamaz. [Ya'nî harâmlardan ve mekrûhlardan sakınma- dıkca kavuşulamaz.] Allahü teâlâ, bizim ve sizin sözlerimizi ve işlerimizi ve zâhirlerimizi ve bâtınlarımızı ve ibâdetlerimizi ve i'tikâdlarımızı, o yüce Pey­gambere "sallallahü teâlâ aleyhi ve âlihi ve sellem" uygun yapmakla şeref­lendirsin! Âmîn yâ Rabbel'âlemîn. Fârisî beyt tercemesi:
Hak teâlâdan başka olarak özenilen herşey, ma'bûd olur. Hak teâlâdan başkasına ibâdet etmekden kurtulmak için, Ondan başka hiçbirşeye özen­memek, hiçbirşeyin arkasına düşmemek lâzımdır. Âhıreti, Cennet ni'met- lerini istemek de, böyledir. Bunları istemek, her ne kadar sevâb ise de, mu- karreblerce günâh sayılır. Âhıretdeki şeyleri istemek böyle olunca, dünyâ işlerine düşkün olmanın neye varacağını anlamalıdır. Çünki dünyâ, Hak te- âlânın sevmediği şeylerdir [Harâmlar ve mekrûhlardır]. Dünyâdaki şeyle­ri yaratdığından beri onlara hiç kıymet vermemişdir. Allahü teâlânın sev­mediği şeyleri sevmek, günâhların başıdır. Bunlara düşkün olanlar, arka­larında koşanlar merhametden uzak olur. Hadîs-i şerîfde, (Dünyâ mel'ûn- dur ve dünyâda olan şeylerden Allah için yapılmıyanlar mel'ûndur) buyu- ruldu. Allahü teâlâ, hepimizi dünyânın ve dünyâda olanların şerrinden, za­rarlarından korusun. Sevgili Peygamberi ve geçmişlerin, geleceklerin efen­disi Muhammed aleyhisselâmın hurmetine düâmızı kabûl buyursun! Ves- selâm, vel-ikrâm.

109. YÜZ DOKUZUNCU MEKTUP


 109. 

YÜZ DOKUZUNCU MEKTUP

Allah adamları "kaddesallahü teâlâ esrârehüm", kalb hastalıklarının ta- bîbleridir. Bâtın hastalıklarının giderilmesi, bu büyüklerin tedâvîsi ile olur. Bunların sözleri ilâcdır. Bakışları şifâdır. Onlarla berâber bulunan­lar kötü olmaz. Onlar Allah adamlarıdır. Onlarla yağmur yağdırılır. Onlar­la rızk gönderilir. Bâtın hastalıklarının en kötüsü ve kalb bozukluklarının başı, kalbin Hak teâlâdan başka şeylere bağlanmasıdır. Bu bağlılıkdan, büs­bütün kurtulmadıkça kalb selâmet bulamaz. Çünki Allahü teâlâ, hiçbir yer­de ortak istemez. Zümer sûresi üçüncü âyetinde meâlen, (Biliniz ki, Alla- hü teâlâ için olan din, yalnız Onun için olan hâlis dindir) buyuruldu. He­le, şerîki, ortağı dahâ üstün tutmak, hayâsızlığın, alçaklığın sonu olur. Al- lahü teâlâdan başka şeyleri, Ondan dahâ çok sevmek, Onun sevgisi hiç gi­bi kalmak, ne büyük hayâsızlıkdır! Hadîs-i şerîfde, (Hayâ, îmânın bir par­çasıdır) buyuruldu ki, bu hayâ bildirilmekdedir.
Kalbin hastalıkdan kurtulmasının, ya'nî Hak teâlâdan başka şeylere bağlılığı kalmamasının alâmeti, işâreti, kalbin mâ'sivâyı büsbütün unutma­sıdır. Hiçbirşeyi hâtırlayamamasıdır. Birşeyi düşünmek için zorlansa, hiç düşünemez. Böyle bir kalbin herhangi bir şeye bağlılığı olamaz. Allah adamları, ya'nî Velîler "kaddesallahü teâlâ esrârehüm", kalbin bu hâline (Fenâ) demişdir. Bu yolda birinci adım budur. Sonsuz olan nûrların görün­mesi ve ma'rifetlerin, hikmetlerin gelmesi, bu zemân başlar. Fenâya kavuş­madıkça, hiçbirşey ele geçemez. Fârisî beyt tercemesi:

108. YÜZ SEKİZİNCİ MEKTUP


 108. 

YÜZ SEKİZİNCİ MEKTUP

Allahü teâlâ bizi ve sizi ve bütün müslimânları Peygamberlerin efendi­sine "aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslî- mâti ekmelühâ" uymakdan ayırmasın! Tesavvuf yolundakilerin büyükle­rinden birkaçı, sekr hâlinde iken, (Vilâyet nübüvvetden dahâ üstündür) de­di. Birkaçı da, (Üstün olan vilâyet, Peygamberin kendi vilâyetidir) diyerek, Velînin "rahmetullahi aleyh" Nebîden dahâ üstün olacağının anlaşılması­nı önlediler. Fekat, işin doğrusu, bunun tersidir. Çünki, Peygamberin nü­büvveti, kendi vilâyetinden de dahâ üstündür. Vilâyet makâmlarında olan­lar, göğüslerinin sıkıntısından, halk ile birlikde bulunamıyorlar. Peygam- berlikde ise, göğüsleri çok geniş olduğundan, Hak teâlâ ile olmaları, halk ile birlikde olmalarına ve halk ile birlikde olmaları da, Hak teâlâ ile olma­larına engel değildir. Peygamberlikde, yalnız halk ile olmak yokdur. Bunun için, yalnız Hak teâlâ ile olan vilâyet, nübüvvetden dahâ üstün değildir. Al- lahü teâlâ korusun, câhil insanlar yalnız halk ile olur. Nübüvvetin şânı, şe­refi bundan çok yüksekdir. Bu sözümüzü iyi anlamak, sekr sâhiblerine güç gelir. Hâlleri doğru olan büyükler, böyle olduğunu çok iyi bilirler. Arabî mısra' tercemesi:
Ayrıca dileğimiz şudur ki, meyân şeyh Abdürrahîmin oğlu Şâh Abdül- lah ile yakınlığımız, kardeşliğimiz vardır. Babası, çok zemân Behâdır hâ­nın emrinde çalışmışdır. Oradan geliri vardı. Şimdi gözleri kuvvetden düş- dü. Behâdır hânın yanında çalışmak için oğlunu gönderdi. Bunun için siz­den de bir işâret olursa, fâide verecekdir. Vesselâm.