BURS

BURS

1 Nisan 2012 Pazar

Hz. Sefer Dal Baba Cerrahi

Hz. Sefer Dal Baba Cerrahi

 Hz. Sefer Dal Baba Cerrahi 1/2 

Hz. Sefer Dal Baba Cerrahi 2/2 

 

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhü ve rasûlühû
Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammed ve alâ aali seyyidinâ muhammed

BU ViDEOYU HAZIRLAYANLARDAN, OKUYANLARDAN, PAYLASANLARDAN, DiNLEYENLERDEN ALLAHcc. RAZI OLSUN

Lâilâheillâllah Muhammed Rasulullah

Hazreti Muhammed Mustafanın, imam Aliyyül Mürtezanın, Ehlibeyti Resulullah,ın, Oniki imam,ın, Ondört Masumu Pak, Onyedi kemerbest efendilerimizin, Pirimiz Ebel-alemeyn, Gavsı-sakaleyn, Ceddi-Resûl Ahmed er Rifai Hazretlerinin ve Abdülkadir Geylâni Hazretlerinin, şüheda-i deşti-Kerbelâ hazeratının, Seyyid Muammed Fethül Ma,rifi Hazretlerinin ve Evlatlârının ve cümle Pir,i Pir,ân Hazeratının, ŞeyhSefer Dal Babanın,Entekkeli Şeyhlerinin, diğer Tariki Aliye Şeyhlerinin, Dervişlerinin, Muhibbanların, Aşıkların, Sadıkların, Abahu Ecdadımızdan Hak.ka yürüyenlerin cümlesinin Mübarek aziz lâtif nezih Ruhu Pa,ki şerifleri içün, el Fatiha.

Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammed ve alâ aali seyyidinâ muhammed

Bismillâhirrahmanirrahim

Elhamdü lillâhi rabbil'âlemîn. Errahmânirrahîm. Mâliki yevmiddîn. Iyyâke na'büdü ve iyyâke nesta'în. Ihdinas-sirâtal müstakîm. Sirâtallezîne en'amte aleyhim gayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.
(Amin)Huu Dost

Tags:

 

Hz. Pir Nureddin-il Cerrahi ve Cerrahilik .Hz.Muzaffer Ozak Efendi

Hz. Pir Nureddin-il Cerrahi ve Cerrahilik .Hz.Muzaffer Ozak Efendi

(1/4) Birinci Bölüm

(2/4) İkinci Bölüm

(3/4) Üçüncü Bölüm

(4/4) Dördüncü Bölüm

Hz. Pir Nureddin-il Cerrahi ve Cerrahilik .Hz.Muzaffer Ozak Efendi

113. YÜZ ON ÜÇÜNCÜ MEKTUP


 113. 

YÜZ ON ÜÇÜNCÜ MEKTUP

Allahü teâlâya hamd olsun. Onun seçdiği, beğendiği kimselere "rahme- tullahi aleyhim ecma'în" selâm olsun! Cezbe, ya'nî çekilmek, ancak bir üst makâma olur. Dahâ üst makâmlara çekilmez. Şühûd da böyledir. Bir ma- kâm görülebilir. O hâlde, kalb makâmında bulunup sülûk yapmadan, cezb edilenler, ancak kalbin üstündeki rûh makâmına çekilirler. Allahü teâlâ- ya cezb edilmek için, nihâyetde bulunmak lâzımdır. Ya'nî bulunduğu mer­tebenin üstünde başka makâm olmamalıdır. Başlangıcda olan cezbede, bir üst makâm, ya'nî rûh [İnsanın kendi rûhu] müşâhede edilir. Allahü te- âlâ, rûhları, kendi sûretinde yaratdığı için, rûhu görünce, Hak teâlâyı gör­mek sanmışlardır. Rûhun, bu madde âlemi ile, bir münâsebeti, bağlılığı ol­duğu için, rûhu görünce, mahlûkât aynasında, Hak teâlâ görülüyor demiş­lerdir. Böylece, ba'zıları, ma'ıyyet [berâberlik] var sanmışdır.
Sülûkün sonuna varmadıkca ve orada (Fenâ-i mutlak) hâsıl olmadıkca, Hakkın şühûdü mümkin değildir. [(Mutlak); kaydsız, şartsız, ya'nî her ba­kımdan demekdir.] Fârisî beyt tercemesi:
Bir kimseye, nasîb olmazsa Fenâ, bulamaz yol, o makâma aslâ!
Hakkın şühûdünde, bu âlemin hiç münâsebeti yokdur. Şühûd-i rûh ile, şühûd-i Hak arasındaki fark şudur ki, bu âlem ile herhangi bir bakımdan münâsebeti bulunursa, (Şühûd-i Hak) değildir. Eğer hiç münâsebeti yok ise, (Şühûd-i ilâhî)dir. Başka kelime bulunamadığı için, şühûd denilmişdir. Yoksa, bu görmek değildir. Anlaşılamıyan, anlatılamıyan bir hâldir. Bîçûn için olan şeyler, bilinen diller ve kelimelerle anlatılamaz. Vesselâm!

Hz.Safer Dal ,, Muhibbi " Efendi (k.s.)

Hz.Safer Dal ,, Muhibbi " Efendi (k.s.) 


Gamdan beni azad et, Ya Hazret-i Nureddin, Biçareye imdad et, Ya Hazret-i Nureddin Biçare Şeref asa, Billah olurum rüsva, Tutmazsan elimden ferda, Ya Hazret-i Nureddin, Sen hem rehber-i Haksın, Hem mürşid-i mutlaksın, Kutbiyyette elyaksın, Ya Hazret-i Nureddin, 

Hz.Safer Dal ,, Muhibbi " Efendi (k.s.)

112. YÜZ ON İKİNCİ MEKTUP


  112.

 YÜZ ON İKİNCİ MEKTUP


Hak teâlâ, zarar ziyân içinde olan bizleri, doğru oldukları müjdelenmiş olan, Ehl-i sünnet vel-cemâ'at âlimlerinin bildirdikleri i'tikâda kavuşdur- sun! Beğendiği işleri yapmakla şereflendirsin! Bu iyi işleri yapmakdan hâsıl olan hâlleri de ihsân buyursun! Kendi mukaddes makâmına çeksin! Fârisî mısra' tercemesi:
Çünki, bu kurtuluş fırkasının i'tikâdı olmadan hâsıl olan hâller, vecd- ler, istidrâcdan başka birşey değildir. İnsanı harâblığa, felâkete sürükler­ler. Bu kurtuluş fırkasına uymak ni'metine kavuşdukdan sonra, her ne ve­rirlerse seviniriz, şükr ederiz. Râzı oluruz. Tesavvuf büyüklerinden birka­çı "kaddesallahü teâlâ esrârehüm", kendilerini hâl ve sekr kapladığı zemân, doğru yolun âlimlerinin bildirdiklerine uymıyan bilgiler, ma'rifetler söy­lemişler ise de, keşf yolu ile anladıklarını bildirmişlerdir. Bunun için, suç­lu sayılmazlar. Kıyâmetde, bunlar için sorguya çekilmemeleri umulur. Bunlar ictihâdında yanılan müctehidler gibidirler. Onlar gibi, bunların yanılmalarına da bir sevâb verilir. Böyle, birbirlerine uymıyan bilgilerde, hep Ehl-i sünnet âlimlerinin "rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma'în" bildir­dikleri doğrudur. Çünki bunların bilgileri, Peygamberlik kaynağından alınmışdır "alâ sâhibihessalâtü vesselâmü vettehıyye". Bu bilgiler, kesin­likle doğru olan vahy ile bildirilmişdir. Tesavvuf büyüklerinin ma'rifetle- ri ise, keşf ve ilhâm ile anlaşılmakdadır. Keşf ve ilhâmın doğruluğu kesin değildir. Keşf ve ilhâmın doğru olup olmadığı, Ehl-i sünnet âlimlerinin bil­dirdiklerine uygun olup olmaması ile anlaşılır. Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa, yanlış oldukları anlaşılır. İşin doğrusu böyledir. İşin doğrusu bi- lindikden sonra, buna uymıyan keşflerin, dalâlet, sapıklık oldukları anla­şılır. Allahü teâlâ, bizi ve sizi, zâhirimizi, bâtınımızı, i'tikâdımızı, ibâdet­lerimizi, Peygamberlerin efendisine "aleyhi ve alâ âlihi minessalevâti ek- melühâ ve minetteslîmâti efdalühâ" uygun eylemekle şereflendirsin! Size ve doğru yolda [ya'nî Ehl-i sünnet vel-cemâ'at âlimlerinin, ya'nî dört mez­hebin kitâblarının bildirdikleri yolda] olanlara selâmet versin! Âmîn.

111. YÜZ ON BİRİNCİ MEKTUP


 111. 

YÜZ ON BİRİNCİ MEKTUP

Allahü teâlâya hamd olsun! Onun seçdiği kullarına selâmet olsun! (Tevhid) kalbi Allahü teâlâdan başka şeylere bağlanmakdan kurtarmak de- mekdir. Kalbi mâ-sivâya çok az bile olsa, bir bağlılığı bulunan kimse, tev- hîd sâhibi olamaz. [(Mâ-sivâ), Allahü teâlâdan başka şeylerin hepsi demek- dir.] Bu ni'meti elde etmeden önce, vâhid, birdir demek ve vâhid bilmek, huzûr sâhiblerine göre boş lâf olur. Evet, îmân etmiş olmak için, vâhid de­mek ve vâhid bilmek lâzımdır. Fekat bu, Allahü teâlâdan başka tapınacak hiçbirşey yokdur, demekdir. Allahü teâlâdan başka hiçbirşey var değildir demekle, onun arasındaki başkalık meydândadır. Tasdîk, îmân, ilmle olur. Vicdânla anlamak ise bir hâldir. Bu hâle kavuşmadan önce, bunun üzerin­de konuşmak doğru olmaz. Büyükler arasında, bu hâlden söz edenler, şu ikisinden biridirler: Yâ kendilerini hâl kaplıyarak örtülmüşlerdir. Bunun için, sorguya çekilmez, suçlanmazlar. Yâhud, hâllerini başkalarına örnek olmak için bildirmişlerdir. Böylece, başkaları, kendi hâllerini, bu büyük­lerin hâlleri ile ölçerek, doğru olup olmadıklarını anlasınlar. Bu ikisinden başka sebeble, hâlini, sırrını açıklamak yasakdır. Hak teâlâ, o büyüklerin hâllerinden az birşey, biz yabancılara da ihsân eylesin! Muhammed Mus- tafânın sünnet-i seniyyesine [ya'nî ahkâm-ı islâmiyyeye] yapışmakla şeref­lendirsin "alâ masdarihessalâtü vesselâmü vettehıyye"! Sevgili Peygambe­ri "aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât" ve Onun Âli "radıyallahü te­âlâ aleyhim ecma'în" hurmetleri için bu düâmızı kabûl buyursun! Âmîn! Ayrıca başınızı ağrıtayım ki, bu düâcınızın mektûbunu getiren, meyân şeyh Abdülfettâh hâfız, olgun bir kimsedir. Bir insan evlâdıdır. Bakacağı kimseleri çokdur. Kızlar babasıdır. Geçim darlığından dolayı ihsân sâhib- lerine baş vurmakdadır. Beklediğine kavuşacağını umarım. Başınızı dahâ çok ağrıtmakdan çekindim.

Hz.Safer Dal Muhibbi Efendi (k.s)

Hz.Safer Dal Muhibbi Efendi (k.s)