Zikir sitesi, tüm tarikatların zikirleri, silsilesi ve tüm evliyaların mümkün mertebe bilgilerini bulabilirsiniz sitemizde, dini yazılar, makaleler, Kuran, ayetlerler, kırk hadis, sureler ve daha fazlası...
BURS
4 Haziran 2012 Pazartesi
ALAY ETMENİN CEZASI (DİNİ HİKAYELER)
Alay etmenin cezasý
Gavs-ül-Memdûh hazretleri, bir gün dergâhýn önünde otururken Abdürrahîm Efendiyi huzûr-ý þerîflerine çaðýrdý. Þam'a gidip gitmediðini sordu.
O da;
"Gitmedim efendim" deyince;
"Þu tarafa bak bakalým ne göreceksin? " buyurdu.
Ýþâret ettiði yöne baktýðýnda, yemyeþil bahçeleriyle, Þam'ýn karþýsýnda durduðunu hayretle gördü. Þam'ý merakla seyrettiðini gören Gavs-ül-Memdûh;
"Abdürrahîm! Boþi köyü buradan uzakta mýdýr görülebilir mi? " buyurunca, rüyâdan uyanýr gibi Þam gözlerinden silindi ve hocasýna;
"O köy buraya uzaktýr, görünmez efendim. " diye cevap verdi.
Bunun üzerine;
"Doðu tarafýna bak! " buyurdu.
O anda küçük bir tepenin yamacýnda kurulmuþ olan Boþi köyü gözünün önüne geldi. O anda köyün bir kenarýnda, Gavs-ül-Memdûh'un talebelerinden birkaç tânesi oturmuþ sohbet ediyorlardý. Köy bekçisi de yanlarýnda sýrt üstü uzanmýþ yatýyor, talebelerle alay ediyordu.
Gavs-ül-Memdûh;
"Abdürrahîm! Bekçinin arkadaþlarýnla alay ettiðini görüyor musun? " diye sordu.
O da;
"Görüyorum efendim. Eðer müsâade buyurursanýz hemen hakkýndan geleyim. " diye sordu.
Hocasýnýn hiç cevap vermemesinden cesâretlenerek ayaðýný hýzla bekçiye doðru salladý. Allahü teâlânýn izniyle, ayaðý bekçinin tam karnýna isâbet etmiþ ki, birden karnýný tutmaya ve feryâd etmeye baþladý. Bir daha vuracaktý, fakat Gavs-ül-Memdûh;
"Yeter yâ Abdürrahîm! " buyurunca, durdu.
Boþi köyü de gözünden kayboldu. Hocasýnýn bu kerâmetlerine hayran kalmýþtý.
Aradan on gün geçmiþti. Boþi köyünün bekçisi, yüzü sarýlý bir hâlde Gavs-ül-Memdûh'un huzûruna çýkarýldý. Aðzý sol kulaðýna kadar eðilmiþti. Eðilen taraf kýrýþ kýrýþ olmuþ, diðer tarafý da davul zarý kadar gerginleþmiþti. Bu sebeple ne aðladýðý ne güldüðü, ne de konuþtuðu anlaþýlýyordu. Zor konuþabilen bekçi;
"Aman yâ Hocam! Allahü teâlâyý zikreden talebelerinle alay ederken, birisi þiddetle karnýma vurdu. O anda bütün vücûdum hareketsiz kaldý. Aðzým da bu hâle geldi. Bundan böyle hatâmý anladým ve tövbe ettim. Ne olur beni affediniz ve aðzýmýn eski hâle gelmesi için duâ ediniz. " diyerek aðladý.
Gavs-ül-Memdûh onun bu durumuna çok üzüldü. Merhamet edip ellerini kaldýrarak duâ etmeye baþladý. Sonra mübârek elini bekçinin yüzüne sürdü. O anda bekçinin aðzý, Allahü teâlânýn izniyle eski hâline geldi.
Evliyalar Ansiklopedisi, Ýhlas Yayýnlarý
Ana Sayfa
ALABİLİESEN AL(DİNİ HİKAYELER)
Alabilirsen al
Hacý Bayram-ý Velî'nin doðduðu Zülfadl (Sol-Fasol) köyünden bir genç askere çaðrýlmýþtý. Yetim olan bu temiz genç, babasýndan kalma birkaç altýnýný, annesinden kalan hâtýra bilezik ve küpleri emânet edecek bir kimse bulamadý. Hepsini küçük bir çekmeceye koyup, Hacý Bayram-ý Velî'nin türbesine getirdi. Türbeyi ziyâret edip;
"Yâ hazret-i Hacý Bayram-ý Velî! Beni vatanî vazifemi yapmak için çaðýrdýlar. Annemden ve babamdan kalma þu hâtýralarý emânet edecek bir kimse bulamadým. Bu küçük çekmeceyi zâtý âlinize emânet býrakýyorum. Eðer askerden dönersem, gelir alýrým. Þâyet dönemezsem, istediðiniz bir kimseye verebilirsiniz! " diye münâcaat etti.
Sonra çekmeceyi sandukanýn kenarýna koyarak ayrýldý.
Aradan yýllar geçti. Gencin askerliði bitti ve emânetini almak üzere Hacý Bayram-ý Velî'ye geldi. Ziyâretini yapýktan sonra, çekmeceyi koyduðu yerde buldu. Hiç dokunulmamýþtý.
Orada türbeyi bekleyen türbedâra;
"Bu çekmece benimdir. Askere gitmeden önce emânet býrakmýþtým. Þimdi alýyorum. " dedi.
Türbedâr;
"Tabi, alabilirsen al. Çünkü ben, bir defâsýnda bu çekmecenin yerini deðiþtirmek istedim. Fakat bütün uðraþmalarýma raðmen yerinden bile oynatamadým. Bunda bir hikmet olduðunu düþünerek, bir daha elimi bile sürmedim. "
Genç, çekmecenin yanýna gelip, Hacý Bayram-ý Velî'ye teþekkür etti ve emânetini alarak köyüne döndü.
Ana Sayfa
AHSEN-ÜL KASAS(DİNİ HİKAYELER)
Ahsen-ül Kasas
Baþlýkta okuduðumuz terkip, 'Kýssalarýn en güzeli' demektir. Bu tâbir, Kur'ân-ý Kerim'de, Hz. Yûsuf aleyhisselâmýn kýssasý için kullanýlmýþtýr. Bu kýssayý, ya bir tefsirden, veya onunla alâkalý bir kitaptan okumanýzý tavsiye ederiz.
Bildiðimiz sebeplerle Kenan diyarýndan Mýsýr'a getirilen Hz. Yûsuf, Yâkup aleyhisselâmýn oðludur. Dedesi Hz. Ýshak, büyük dedesi een Hz. Ýbrâhim'dir. Hepsi een þirke karþý tevhîdi, küfre karþý îmâný teblið etmiþ, Allâh'ýn nûrunu kalplere nakþetmek için mücâdele etmiþlerdir.
Böylesine muazzez, mukaddes ve müberrâ bir nesilden gelen Hz. Yûsuf, aristokrat bir hayat içinde yüzen Mýsýr saraylarýnda; hayâ, edep ve terbiye âbidesi olarak insanlara örnek olmuþ, aslâ gayr-i meþrû tekliflere iltifat etmemiþti. Hatta ahlâksýzca yapýlan îmâ ve baskýlara karþý Cenâb-ý Hakka, bunlardan kurtarmasý için yalvarýp, 'Zindan, bunlarýn beni dâvet ettiði þeyden iyidir Rabbim, dedi. ' (S. Yûsuf, 33)
Sonra, Aziz ve arkadaþlarý, Hz. Yûsuf (a. nasiums. )'un mâsûmiyetini isbat eden bütün o kat'î delilleri görmelerine raðmen, halkýn dedi-kodusunu kesmek için onu zindana attýlar. Hatta onunla beraber, biri hükümdârýn sâkîsi, diðeri een ekmekçisi olmak üzere iki delikanlý daha hapse atýldý. Onlar, hükümdarý zehirlemeye teþebbüs etmek suçuyla itham olunuyorlardý.
Bunlardan biri,
-- Ben rüyamda kendimi þarap için üzüm sýkýyor gördüm, dedi.
Öbürü ise;
-- Ben een rüyamda kendimi baþýmda ekmek götürüyor, kuþlar da gagalayýp yiyor gördüm, dedi. Bize bunlarýn tâbirini haber visualizar; çünkü biz seni, iyilik edenlerden görüyoruz, dediler.
Dahhak rahýmehullah hazretlerine;
-- Yûsuf aleyhisselâmýn iyiliði ne idi? diye sorulduðunda, þöyle cevap verdi:
-- O, dâima iyiliði tercih eder, bütün hâl ve hareketlerinde güzel ahlâkýný gösterirdi: Zindandaki hastalarý ziyaret eder, mahzunlara dost ve arkadaþ olup onlarý tesellî eder, yeri dar olanlara geniþlik saðlar, muhtaç olanlara yardým toplayýp verirdi.
Yûsuf aleyhisselâm delikanlýlara dedi ki:
-- Size rüyanýzda rýzýk olarak yiyecek bir þey gelecek oldu mu, ben muhakkak onun ne olduðunu, daha size gelmezden evvel rüyanýzý tâbir eder, haber veririm.
Dikkat edilirse, Yûsuf aleyhisselâm onlarý, kendisine sorulanlara cevap vermezden evvel, tevhîde dâvet ve doðru yola irþad etmek istiyor. Bu dâvet ve tâbirinde doðruluðuna delâlet etmek üzere een, gaybden haber verme mûcizesini anlatýyor. Zira bütün peygamberlerin, peygamber olduklarýný isbat için mûcize göstermeleri gerekir.
Yûsuf aleyhisselâm konuþmasýna devam ederek þöyle diyor:
-- Bu, Rabbimin bana öðrettiði ilimlerdendir. Çünkü ben, Allâh'a inanmayan, âhireti een inkâr eden bir kavmin dînini terk ettim. Atalarým Ýbrâhim, Ýshak ve Yâkub'un dînine uydum. Allâh'a herhangi bir þeyi ortak koþmamýz bizim için doðru olmaz. Bu tevhid, bize ve bütün insanlara Allâh'ýn bir lûtfudur; fakat, insanlarýn çoðu buna mukabil þükretmezler.
Ey Benim zindan arkadaþlarým, düþünün bir kere; darma daðýnýk birçok rabler mi iyi, yoksa her þeyi hükmü altýnda tutan ve kahredici olan bir tek Allah mý?
Sizin onu býrakýp taptýklarýnýz, kendinizin ve atalarýnýzýn takmýþ olduklarý kuru, mânâsýz ve boþ isimlerden baþkasý deðildir. Allah, onlarýn gerçekliði hakkýnda hiçbir delil indirmemiþ, onlara hiçbir güç vermemiþtir. Hüküm, yalnýz Allâh'ýndýr. O, yalnýz kendisine ibâdet etmenizi emretmiþtir. Ýþte dosdoðru din budur. Fakat insanlarýn çoðu bilmezler.
Ey zindan arkadaþlarým, rüyalarýnýza gelince; biriniz efendisine þarap içirecek, diðeri ise asýlýp tepesinden kuþlar yiyecektir. Ýþte hakkýnda fetvâ istemekte olduðunuz mes'ele, böylece olup bitmiþtir.
Bundan sonra Yûsuf aleyhisselâm, bu iki delikanlýdan, kurtulacaðýný bildiði kimseye yani sâkîye dedi ki:
-- Beni efendinin yanýnda an, benden bahset.
Fakat þeytan, efendisine onu anlatmayý unutturdu. Bu yüzden Yûsuf aleyhisselâm, daha nice yýllar zindanda kaldý. (S. Yûsuf, 35-42)
Yani Hz. Yûsuf, Allah'tan baþkasýndan yardým istediði için, beþ yýllýk mahpusluktan sonra, yedi yýl daha hapiste kaldý. Zira böyle bir istek ümmetten herhangi bir fert için gayet normal olmakla birlikte, bir peygamber için münasip deðildi.
Onun zindanda kaldýðý 12 sene âyet-i kerimedeki 'üzkürnî ýnde rabbik' kavl-i keriminin harflerinin miktarýna müsâvidir. Bu 12 adedinde daha baþka acâib sýrlar da vardýr:
Burçlar, aylar on ikidir. 'Lâ ilâhe illallah' ve 'Muhammedün Resûlüllah'ýn asýllarý da on ikiþer harftir.
Kezâ Yâkup aleyhisselâmýn oðullarý da 12 idi. (Rûhu'l-Beyan)
Yûsuf aleyhisselâm, Mýsýr'ýn iktisadî bakýmdan en kritik bir devresinde yani yedi sene süren kýtlýk yýllarýnda hazînenin baþýna geçmiþ ve önceden aldýðý tedbirlerle ülkeyi bir bâdireden kurtarmýþtýr.
Hz. Yûsuf, bu güzel hizmeti yapmayý, bizzat kendisi tercih etmiþtir. Ýlk bakýþta, peygamberlik makamýnda bulunan bir zâtýn Mýsýr Hükümdârý'nýn emrinde (bugünkü tâbirle) Mâliye Bakanlýðý yapmasý garip karþýlanabilir; fakat, insanlýða iktisadî yönden bir hizmet verirken, kazandýðý sevgi-saygý ve hüsn-i zanla en müessir bir þekilde Ýslâm'ý teblið, telkin ve tâlim etmesi, kýsacasý o milleti maddî-mânevî tehlikelerden beraberce kurtarmasý, ibret ve ders alýnacak bir husustur.
Onun içindir ki, Kur'ân-ý Hakîm'de Yûsuf aleyhisselâmýn kýssasýna, kýssalarýn en güzeli mânâsýnda, 'Ahsenü'l-Kasas' tâbir edilmiþtir.
Ana Sayfa
AHİTNAME(DİNİ HİKAYELER)
Ahitname
Basra'lı Şem'ûn kendi halinde bir mecusidir. Müslümanlarla içli dışlıdır ve bir sürü güzel haslet edinir. Kimseyle uğraşmaz, yalan söylemez, sözünde durur ve cömerttir. Sonra o gülyüzlü komşusunu (Hasan-ı Basri Hazretlerini) çok beğenir, uzaktan bile görse ayağa kalkar, hürmetle yol verir.
Hasan-ı Basri, Şem'ûn'un Müslüman olmasını çok ister. Hatta bazı geceler sabahlara kadar yalvarır onun ve onun gibiler için hidayet diler. Rahman ve Rahim olan Rabbimiz bu duaları kâbul eder ve mübareğin tebliğ için beklediği fırsatı önüne çıkarır. Nasıl mı? Anlatalım.
Şem'ûn amansız bir hastalığa yakalanır. Birkaç gün içinde mum gibi erir ki artık öleceğinin farkındadır. Hasan-ı Basri biraz süt, biraz hurma alır, komşusunun kapısını tıklatır. Şem'ûn onu görünce çok duygulanır. Ağlamakla gülmek arasında gidip gelen bir sesle 'Ey asil komşum' der 'niye zahmet ettin ki? '
-Ne zahmeti, vazifemiz değil mi?
-Biliyor musun ben gidiciyim.
-Hepimiz gidiciyiz.
-Korkarım ahirette de görüşemeyeceğiz. Zira inandıklarım doğruysa aynı yerde olmayacağız.
Mübarek acı acı gülümser.
-Peki' der, ya benim inandıklarım doğruysa?
-Yine aynı yerde olmayacağız, zira beni taptığımla yakacaklar.
-Bak Şem'ûn ateş yaratıcı değil mahlûktur. Alemlerin Rabbi (Celle Celalüh) dilemezse kimseye bir şey yapamaz.
-Müslümanlar buna benzer şeyleri çok söylerler ama ateşin yakmadığı nerede görülmüş?
-Ateşin yakmadığını görsen bana inanır mısın?
-İnanırım.
Biliyor musunuz veliler hallerini bir sır gibi saklar, tanınmaktan, bilinmekten sıkılırlar. Ancak böylesi hayati kavşaklarda keramet göstermek zorunda kalırlar. Nitekim Hasan-ı Basri Hazretleri de mangaldaki ateşi avuçlar, kızgın korla kollarını sıvazlar. Şem'ûn hayretler içindedir. Büyük veli, bunlar sıradan şeylermiş gibi gülümser, 'İstersen yanan fırına girelim' der, 'var mısın? '
-Yoo, hayır. Bu kadarı yeter.
-Görüyorsun işte. Senin, benim, dağların, göklerin, denizlerin yaratıcısı onu zararsız kıldı.
-Sanırım, Allah'ın büyüklüğünü kabullenmek zorundayım
.
-Al, istersen dokunabilirsin. Eğer ateş bir şeye kaadirse yaksın da görelim.
-Diyecek bir şey bulamıyorum.
-Ama benim diyecek çok şeyim var. Yapma Şem'ûn, kendine kıyma. Gel iman et ve kurtul. Altından nehirler akan köşkler, nefis şerbetler, bahçeler, huriler seni bekliyor. Bir kere kelimeyi şahadet söyle, ebedi saadete kavuş.
-Bu kadar kolay mı yani?
-Evet bu kadar kolay.
-Ama benim ömrüm günah içinde geçti.
-Benim ki de öyle ama Allah-ü teâlâ affedicidir.
-Ne desem bilmem ki, bunca yıldır mecusi olarak yaşadıktan sonra...
-Sakın 'millet ne der? ' diye düşünme, sadece kalbinin sesini dinle.
-Kalbim seninle beraber, yalnız endişelerim var.
-Nasıl yani?
-Sahi, Rabbim beni kâbul eder mi?
-Eder.
-Bana kulum der mi?
-Der.
-Emin misin?
-Adım gibi.
-Peki kefil olur musun?
-Olurum.
-Ahitname de yazar mısın?
-Yazarım.
-Mührünü de basar mısın?
-Basarım.
-İyi öyleyse, sen şimdi bana yapmam gerekenleri söyle.
Şem'ûn oğullarını, yakınlarını çağırır. Kalabalığın huzurunda iman eder. Olacak bu ya hemen o gün ecel şerbetini içer. Onu söz konusu kâğıtla birlikte toprağa verirler.
Hasan-ı Basri Hazretleri hem şaşkın, hem sevinçlidir. Omuzlarından irice bir yük gitmiştir. Definden sonra evine gelir. Bir başına kalınca hadisenin muhasebesini yapar ve birden dehşete düşer. Büyük bir pişmanlıkla 'yaptığını beğendin mi' der, 'sen kim oluyorsun da ahidname veriyorsun. Kendini kurtaracağın şüpheli, kalkıp başkalarına kefil oluyorsun. Eyvah ki ne eyvah! Aman Allah'ım ben ne yaptım! '
O gece binlerce, onbinlerce kez tövbe eder, 'Yarabbi, ben acizin, zavallının biriyim' der, 'n'olur bu cüretimi affeyle! ' Hasan-ı Basri o kadar ağlar ve o kadar yalvarır ki bitap düşer. Birara içi geçer, rüyasında Şem'ûn belirir, çok neşelidir. Öylesine nurludur ki dolunayı imrendirir. Başında cennet cevahirleriyle süslenmiş bir taç vardır. Hasan-ı Basri Hazretlerine döner 'Meğer Allah-ü teâlâ ne büyükmüş' der, 'merhametinin zerresi benim gibi nice asiye yetti. '
-Peki ya ahitname?
-Ona bakmadı bile, istersen geri verebilirim.
-Yalvarırım ver, n'olur ver.
-Al!
Hasan Basri Hazretleri heyecanla uyanır. Ne görse beğenirsiniz.
Kâğıt elindedir.
Kaynak: Huzura Doğru
Ana Sayfa
AHDE VEFA(DİNİ HİKAYE)
Ahde Vefa
Hertz. Ömer arkadaþlarýyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derlerki
-Ey halife bu aramýzdaki arkadaþ bizim babamýzý öldürdü nenni gerekiyorsa lütfen yerine getirin.
Bu söz üzerine Hertz. Ömer suçlanan gence dönerek:
-Söyledikleri doðrumu diye sorar.
Suçlanan genç derki evet doðru bu söz üzerine Hertz Ömer:
-Anlat bakalým nasýl oldu diye sorar.
Bunun üzerine genç anlatmaya baþlar, derki:
-Ben bulunduðum kasaba hali vakti yerinde olan bir insaným ailemle birlikte gezmeye çýktýk kader bizi arkadaþlarýn bulunduðu yere getirdi. Hayvanlarýmýn arasýnda bir iyi atým varki dönen bir defa daha bakýyor hayvana nenni yaptýysam bu arkadaþlarýn bahçesinden meyva koparmasýna engel olamadým, arkadaþlarýn babasý içerden hýþýmla çýktý atýma bir taþ atým oracýkta öldü, nefsime bu durum aðýr geldi, dan de bir taþ attým babasý öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaþlar beni yakaladý, durum bundan ibaret, dedi.
Bu söz üzerine Hertz Ömer söyleyecek bir þey yok bu suçun cezasý idam, madem suçunu ag kabul ettin...
Bu sözden sonra delikanlý söz alarak:
-Efendim bir özrüm va, dan memleketinde zengin bir insaným babam rahmetli olmadan bana epey bir altýn býraktý, gelirken kardeþim küçük olduðu için saklamak zorunda kaldým þimdi siz bu cezayý ifnaz ederseniz yetimin hakkýný zayi ettðiniz için Thor indin'de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin veriseniz dan emaneti kardeþime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum nach der.
Hertz Ömer dayanamaz derki:
-Bu topluluða yabancý birisin, senin yerine betty kalýrki? nach der,
Sözün burasýnda genç hersker ortama bir göz vencer derki,
-Bu zat benim yerime kalýr, to zat Amr ibni As' dan baþkasý deðildir. Hertz Ömer Amr 'a dönerek
-Ey Amr delikanlýyý duydun, nach der.
To yüce sahabi:
-Evet, dan kefili, nach der empieza genç hersker serbest býrakýlýr.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere nodriza gençten bir estar presente yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hertz Ömere çýkarak gencin gelmeyeceðini, dolayýsýyla Amr'ýn idamýn yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razý olmaz empieza babamýzýn kaný yerde kalsýn istemiyoruz, derler.
Hertz Ömer kendinden beklenen cevabý verir, derki,
-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayý infaz ederim.
Amr tam bir teslimiyet içerisinde derki,
-Biz de sözümüzün arkasýndayýz.
Bu arada kalabalýkta bir dalgalanma olur empieza insanlarýn arasýndan genç görünür.
Hertz Ömer gence dönerek derki,
-Evladým gelmeme gibi önemli bir fýrsatýn vardý neden geldin.
Genç vakurla baþýný kaldýrýr empieza:
-Ahde vefasýzlýk etti demeyesiniz diye geldim, nach der.
Hertz Ömer baþýný bu defa çevirir empieza Amr'a derki,
-Ey amr sen bu delikanlýyý tanýmýyorsun nasýl oldu ag onun yerine kefil oldun?
Amr:
-Bu kadar insanýn içerisinden beni seçti, insanlýk öldü dedirtmemek için kabul ettim nach der.
Sýra gençlere gelir derlerki,
-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hertz Ömer:
-Ne oldu biraz evvel babamýzýn kaný yerde kalmasýn diyordunuz nenni oldu ag vazgeçiyorsunuz?
Gençlerin cevabý dehþetlidir:
- Merhametsiz internet kullan?c?s? kalmadý demeyesiniz diye.
Bêtisier Sayfa
AGIZDAKİ TAŞIN HİKMETİ(DİNİ HİKAYELER)
Aðýzdaki Taþýn Hikmeti
Birgün Hazret-i Ebû Bekr (r. a), hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin (s. a. v. ) huzûr-ý þerîflerinde, se'âdetle otururlarken; Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatýp, yakýþýksýz sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birþey söylemez, ba'zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliði haddi aþýnca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se'âdetle ve devletle yerinden kalkýp, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr 'radýyallahü teâlâ anh' Sultân-ý Enbiyânýn ardýna düþüp, yetiþdi ve dedi ki:
- Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsýz, edebsizlik edip, gönül incitirken, susu, birþey söylemediniz. Þimdi, ben ona söyleyince, kalkýp, gitdiniz; sebebi nedir.
Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn 's. a. v. ' buyurdu ki:
- Yâ Sýddîk! O hayâsýz ve bedbaht sana dil uzatmaða baþladýðý zemân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karþýlayýp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeðe baþladýn. O melek gidip, yerine iblîs geldi. Ýblîs-i la'înin olduðu yerde, ben durmam.
Hazret-i Ebû Bekr-i Sýddîk (r. a) ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek aðzýna bir taþ koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzým gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceði zemân, o sözü kendi kendine good zemân düþünür, tefekkürden sonra, mubârek aðzýndan o taþ parçasýný çýkarýp, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taþ parçasýný mubârek aðzýna alýp, tesbîh ve tehlîl ile meþgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve þerden dünyâ kelâmý söylemez, eðer kat'î lâzým ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meþgûl idi.
Menakýb-i Çihar Yar-i Güzin
Ana Sayfa
ADAK (DİNİ HİKAYELER)
Adak
Padişahlar meclisinin kandili Sultan Mahmut Gazne'den kalkýp Hintlilerle savaþa gitmiþti.
Hintlilerin pek kalabalýk olan ordularýný görünce caný sýkýldý, þaþýrdý. O adil sultan bir adakta bulundu; "eðer" dedi, "Bu orduyu yenebilirsem, elde edeceðim bütün ganimetleri yoksullara daðýtayým. " Nihayet savaþ bitti. Sultan Mahmut galip gelmiþ, sayýsýz ganimetler elde edilmiþti. O kara yüzlü düþman bozulup daðýlmýþ, ardýna da bir parçasýna bile kimsenin deðer biçemeyeceði ganimetler býrakmýþtý.
Sultan, hemen adamlarýndan birini çaðýrýp dedi ki:
- Bu ganimetleri yoksullara daðýt. Çünkü savaþtan Önce Allah'a adakta bulunmuþtum. Þimdi bu adaðýmý yerine getirmem lazým. "
Herkes itiraz etti,
- Bunca mal, bunca altýn deðer bilmez bir avuç yoksula verilir mi? Ya askere ver, memnun olsun, düþmanýna kinlenerek savaþa hazýrlansýn, ya da emret hazine ne götürsünler" dediler.
Sultan tereddüde düþtü, düþünceye daldý. Adaðýmý yerine getirip yoksullara mý daðýttýrayým, yoksa dediklerini mi yapayým, diye þaþýrdý kaldý. Tam o sýrada Ebul Hüseyn denen zeki bin meczup ordunun içinden geçiyordu. Sultan Mahmut onu uzaktan görünce "hah" dedi, "Þu meczubu yanýma getirteyim, ona sorayým, ne derse onu yapayým. Çünkü o ne asker tanýr, ne de sultan. Söylenecek sözü sakýnmadan söyler. "
Ebul HÜseyn'i yanýna çaðýrdý, olayý ona olduðu gibi anlattý.
Meczup dedi ki:
-Sultaným þimdi iki þeyden birini yapmak gerek. Eðer bir daha Allah'a iþin düþmeyecekse merak etme; bunlarýn dediðini yap, adaðýný düþünme. Yok, bir zaman gelecek, yine iþin ona düþecekse utan, onlara uyma sakýn, adaðýný yerine getir. Madem Allah sana yardým etti, iþini düze çýkardý; demek ki kendisine düþeni yaptý. Sana düþen iþ nerde peki? Niçin sözünü yerine getirmiyorsun?
Sonunda Sultan Mahmut ganimetin hepsini yoksullara daðýttýrdý, sonu da adý gibi Mahmut oldu.
Kaynak: Mantýku't- Tayr, Kuþ Dili, Feridüddin Attar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)